SESSİZ MİSAFİR
Çocuğumun Öfkesi Neden Benim İçimi Yakıyor?
Ebeveynlik yolculuğunda hepimizin başına gelmiştir. Bazen çocuğumuzun tek
bir bakışı, ufacık bir "hayır" deyişi veya sadece bir ağlama krizi, içimizde bir
yerlerde devasa bir fırtınanın kopmasına neden olur. O an, profesyonel bir
ebeveyn gibi davranmak yerine; elimiz ayağımız titrer, sesimiz yükselir veya
kendimizi tamamen kapatıp uzaklaşmak isteriz.
Peki, neden? Neden bazen çocuğumuzun yaşadığı basit bir zorluk, bizim
yetişkin kimliğimizi bu kadar sarsıyor?
Aile danışmanlığı seanslarımda ebeveynlerle çalışırken, o "sarsılma" anlarının
altında yatan gerçeği keşfetmeye başladığımızda genellikle şu cümleyi
duyuyorum: "Aslında tam da o yaşta, annem/babam bana tam olarak böyle
davranmıştı."
Sahnedeki Görünmez Misafirler
Biz ebeveynler, çocuklarımızın yanında her zaman sadece "yetişkin" olarak
bulunmuyoruz. Yanımızda çoğu zaman, kendi çocukluğumuzdan getirdiğimiz,
belki hiç konuşulmamış, hiç anlaşılmamış ve belki de sadece "uslu durması"
beklenmiş o küçük çocuk da geliyor.
Sistemik olarak baktığımızda, çocuğumuz bize bir duyguyla geldiğinde (öfke,
üzüntü, hayal kırıklığı), biz sadece onun duygusuna yanıt vermiyoruz; aynı
zamanda kendi geçmişimizin tozlu raflarındaki duygularımıza da yanıt
veriyoruz.
Eğer kendi çocukluğunuzda "mutsuz olmanız yasaksa", çocuğunuzun üzgün
olması sizi huzursuz eder ve hemen onu neşelendirmeye çalışırsınız.
Eğer "hata yaptığınızda ağır eleştirildiyseniz", çocuğunuzun bir hata yapması
sizi paniğe sürükler ve onu "mükemmel" olmaya zorlarsınız.
İşte buna "aktarım" diyoruz. Biz çocuğumuzun o anki halini değil, kendi
geçmişimizin yansımasını görüyoruz. O küçük çocuk, bugün kendi
çocuğumuzun bedeninde yeniden sahne alıyor.
Tetiklenmek: Bir "İyileşme Fırsatı" Mıdır?
Çoğu zaman "tetiklenmeyi" bir başarısızlık olarak görürüz. "Yine bağırdım,
yine sabredemedim, ne kötü bir ebeveynim" deriz. Oysa sistemik bakış açısıyla;
bu tetiklenme anları, kendi çocukluğumuzun yaralarını iyileştirmemiz için
bize sunulmuş birer davetiyedir.
O an içimizdeki o küçük çocuk, yıllar önce susturulan sesini bugünkü
çocuğumuz üzerinden duyurmaya çalışıyordur. "Bak, o zamanlar beni
görmemiştin, şimdi beni duyuyor musun?" diyordur.
Kendinize ve Sisteminize Şefkatle Yaklaşmak
Bu döngüyü kırmak için, ebeveynlik maskemizi biraz gevşetmemiz gerekiyor:1. Duygusal Bir "Dur" İşareti Koyun: Çocuğunuzun bir davranışı karşısında
içinizde yükselen o kontrolsüz öfke dalgasını hissettiğinizde, o an hareket
etmeyin. Durun ve kendinize şunu sorun: "Bu duygu gerçekten şu anki
ana mı ait, yoksa çocukluğumdan tanıdık bir yerlere mi değiyor?"
2. Mola Vermek "Kaçmak" Değildir: Çocuğa, "Şu an çok sinirliyim ve sana
yanlış bir şey söylemek istemiyorum. Biraz sakinleşmek için yanından
ayrılıyorum, 5 dakika sonra geleceğim" demek, sistemin tüm havasını
değiştirir. Çocuğa, duygularıyla nasıl başa çıkılacağını en çıplak haliyle
öğretirsiniz.
3. İçinizdeki Çocuğu Teselli Edin: Sakinleştiğinizde, zihninizdeki o küçük
çocukla konuşun: "Seni anlıyorum. O zamanlar kimse senin duygularına
değer vermediği için bu kadar korkmuştun. Ama ben artık yetişkinim ve
şimdi seni duyuyorum, sen güvendesin." Bu, kuşaklar arası aktarımı
durduran en güçlü şifa yöntemidir.
Yeni Bir Sistem Kuruyoruz
Aile, birbirini onaran bir şifa merkezidir. Siz kendi içinizdeki yaralı parçaları
kucakladığınızda, çocuğunuz artık sizin "tamamlanmamışlıklarınızın" bir
taşıyıcısı olmak zorunda kalmaz.
Ebeveynlik, çocuğun kusursuz bir şekilde yetiştirilmesi değil; sizin kendi
çocukluğunuzla barışıp, o eski yaraların bugünkü ilişkinize sızmasına izin
vermediğiniz bir "birlikte iyileşme" sanatıdır.
Unutmayın; çocuğunuza verebileceğiniz en büyük hediye, onun davranışlarını
değiştirmek değil, sizin kendi içinizdeki o küçük çocuğu sevgiyle büyütmenizdir.
Çünkü çocuklarınız, sizin ne söylediğinizi değil, sizin kendinize nasıl
davrandığınızı öğrenerek büyüyecekler.
Kaynaklar
Siegel, D. J., & Hartzell, M. (2003). Parenting from the Inside Out
Satir, V. (1988). The New Peoplemakin